sosyomat.com

  1. sosyomat hesabınızla giriş yapın.
  2. üye ol
  3. parolamı unuttum
  4. giriş

128 kişi kendisini tutuyor, 29 arkadaşı var.


29.09.1940 doğumlu, 71 yaşında. şu an yaşadığı yer İstanbul. mazlum ahı alanlara karşı olarak çalışıyor.

BLOG rss kaynağı

adresi: http://ikkarus.sosyomat.com/blog
1 yorum var - 3 gün önce yazılmış
4 yorum var - 6 gün önce yazılmış
2 yorum var - 25 Ocak 2012 19:27 yazılmış
2 yorum var - 23 Ocak 2012 11:37 yazılmış
7 yorum var - 21 Ocak 2012 17:12 yazılmış
3 yorum var - 16 Ocak 2012 22:30 yazılmış
9 yorum var - 16 Ocak 2012 10:26 yazılmış
3 yorum var - 12 Ocak 2012 20:02 yazılmış
14 yorum var - 11 Ocak 2012 10:53 yazılmış

topluluklar

üyesi olduğum topluluklar | yöneticisi olduğum topluluklar
  1. anti faşist

    anti faşist

    104 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile.
  2. HALKIN TAKIMI

    HALKIN TAKIMI

    73 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile.

halet-i ruheye rss kaynağı

arkadaşları neler demiş?

Adı karanfil ki suçu rengidir
Özgürlük dilinde bir imge
Tutsaklık dilinde bir söylencedir
Karanlıkta bir el koparır dalından
Artık ölüme varmış bir işkencedir. A.Y.

nurrsema   1 gün önce  

teşekkür ederim nurrsema, umarım karanfile yüklenilen tüm acı imgelemlerden kurtulunur memleketimiz ve güzel günler görürüz hep birlikte..

ikkarus   21 saat önce  

ziyarete geldim.

mandalinaa   3 gün önce  

hoş geldin, ne içer ve yersin diye sormak havada kalacak tabi ki de, bi bira alacağın olsun:)

ikkarus   3 gün önce  

alacak iyidir :)

mandalinaa   2 gün önce  

Siz Ses Vermedikçe Hiçbir Şey Değişmeyecek!

Cumartesi İnsanları, 357. buluşmalarında oğlu Hayrettin Eren'in mezarını göremeden 25 Ocak'ta ölen Eren'in babası Kemalettin Eren'i andı. "Daha ne kadar susacaksınız?" diye sordu.

Cumartesi Anneleri/İnsanları bu hafta 357. kez Galatasaray'daydı.

Saat 12'de toplananlar 1980'de, 26 yaşındayken gözaltında kaybedilen ve ailesinin tüm çabalarına rağmen failleri hakkında gerekli araştırma yapılmayan Hayrettin Eren'in babası Kemalettin Eren'i andı.

Geçtiğimiz hafta 24 Ocak'ta hayatını kaybeden 87 yaşındaki Kemalettin Eren, 32 yıldır oğlunu arıyordu.

Kemalettin Eren'in kızı İkbal Eren, "Ağabeyim 1980'de gözaltında kaybedildi. Babam 32 yıl Hayrettin'i aradı. Mezarına razıydı. Şimdi bir mezarımız var ama babamın mezarı. O, oğluna hasret olarak gitti. Söyleyecek başka bir şey bulamıyorum" dedi.

Daha sonra Mine Nazari, İnsan Hakları Derneği Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon'unun metnini okudu.
"Kazılarda bilim insanları da bulunmalı"

Diyarbakır'ın İçkale'deki JİTEM merkezinde yapılan kazı çalışmasının usule uygun yapılmadığına vurgu yapan Nazari, toplu mezarlardaki kazı çalışmalarında fotoğraflarla belgeleme, antropolog ve bilim insanlarının hazır bulundurulması şartını hatırlattı.

"Ceset kalıntıları, antropolojik teknikler hakkında tecrübesi olmayan adli kolluk güçleri ve işçiler tarafından çıkarılıyor. Böylelikle çok değerli bilgiler yok ediliyor. Mutki'de olduğu gibi Adli Tıp Kurumu'na DNA için gönderilen kemiklerin, aileler ve kamuoyu bilgilendirilmeden, kimsesizler mezarlıklarına görülmesinin önü alınmalıdır. Ailelere gerçeği öğrenme hakkı tanıyan, 'Birleşmiş Milletler'in Zorla Kaybedilmelerinin Önlenmesi Sözleşmesi' çekince konulmadan derhal imzalanlamı ve uygulanmalıdır."

"Silopi'de, Güçlükonak'ta ve Diyarbakır'da tesadüfen çıkan insan kemikleri dehşet sayılara ulaşırken, Başbakan ve bürokratları koltuklarında nasıl rahatça oturabiliyor" diyen Nazari "İçişleri Bakanlığı ve Genelkurmay, bu merkezlerde daha kaç cenazenin gömülü olduğunu neden açıklamıyor? Neden hala soruşturma başlatılmıyor?" diye sordu.

Ayrıca devletin tüm kurumlarındaki arşivlerin kayıp yakınlarına ve kamuoyuna derhal açılmasını, gizli belgelerin sır olmaktan çıkarılmasını istendi.
"Onları aramaktan asla vazgeçmeyeceğiz"

Açıklamaya şöyle devam edildi:

"Kayıplarla ilgili başarılı sonuçlar elde edilen Bosna Modeli'nde olduğu gibi Türkiye'de de kayıplarla ilgili bir veri tabanı ve DNA bankası kurulmalı ve işlev kazandırılmalıdır."

"Başbakan sorumluluğun geçmiş hükümetlere ait olduğunu, kemikleri kendilerinin ortaya çıkardığını iddia etmekle sorumluluktan kaçamaz. Kaybetme ve katledilmelerin emir verici ve uygulayıcılarını korudukça, bizim nazarımızdra sorumludur ve suçludur."

"Daha ne kadar susacaksınız? Sizler ses vermedikçe yönetenler harekete geçmeyecek, failler yargılanmayacak."

"21 Kasım 1980'de gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren'in babası Kemalettin amcamız, oğlunun mezarını göremeden aramızdan ayrıldı. Buradan Kemalettin amcaya ve yaşamını yitiren tüm kayıp yakınlarına söz veriyoruz: Onları aramaktan asla vazgeçmeyeceğiz."

Hayrettin Eren'in kaybediliş sürecini ve ailenin verdiği mücadeleyi Eren'in ağabeyi gazeteci Faruk Eren'den dinlemek için buraya ()tıklayabilirsiniz.

-Bianet

ikkarus   5 gün önce  

"farkliliklarimiz" projesi Turkiye'nin taninan simalarina ve sanatcilarina "sizin icin farkliliklarimiz/farklilik kisisel olarak ne ifade ediyor" sorusu uzerine verdikleri 30 saniyelik cevaplarindan olusturulmustur. Filmin amaci toplumsal duyarlilik yaratmaktir. Filmin ilk gosterimi "Hrant Dink'in Dostlari Baris Icin Bir Arada" adli gecede gosterilmistir. Bu film tamamiyle gonullu calisma sonucu ortaya cikmistir ve hicbir sekilde kar amacli kullanilamaz.

Filme Katilanlar: Enver Sezgin, Esmeray, Gulten Kaya, Jean Paul Kapudag, Lale Mansur, Orhan Alkaya, Pakrat Estukyan, Pelin Batu, Serra Yilmaz, Tan Sagturk, Yelda Reynaud, Yildiz Ramazanoglu.
Proje/konsept: Ruken Tekes Calikusu
Film Ekibi: Ruken Tekes Calikusu, Umit Armagan, Selin Esin, Mario Rizzi, Olay Andac
Ghetto'ya cekimler icin verdigi mekan ve destegi icin tesekkur ederiz.

ikkarus   5 gün önce  

Uludere’yi Konuşuyoruz!

Tanıklıklar ve İzlenimler

28 Aralık 2011 tarihinde 34 yurttaşımızın yaşamını yitirdiği Uludere katliamının tanıkları, mağdurları yaşadıklarını paylaşacaklar.

Roboski halkının acılarına ortak olmak, onlara yalnız olmadıklarını hissettirmek için Uludere’ye giden sanatçı, aydın, sivil toplum örgüt temsilcileri gördüklerini, izlenimlerini aktaracaklar.

Katılımınızı bekliyoruz.
Çalışmalarınızda başarılar dileriz.

Türkiye Barış Meclisi

Program:

Açılış:13.30
Sinevizyon Gösterimi:

Tanıklıklar:
Garibe Ürek
Ferhat Encü
Ubeydullah Encü
Nevzat Çiçek /Gazeteci-Yazar (Moderatör)

İzlenimler:
Jülide Kural- Sanatçı
Ercan Geçmez - Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı
Prof. Meryem Koray-Yıldız Teknik Ünv. Öğretim Üyesi
Cevat Özkaya- Araştırma ve Kültür Vakfı Başkanı/Yazar
İmam Canpolat - Türkiye Barış Meclisi (Moderatör)

Tarih: 4 Şubat 2012 Cumartesi
Saat: 13.30–17.30
Yer: Taksim Hill Otel Topla

ikkarus   27 Ocak 2012 11:13  

Merhaba,
Ben vicdani redci Muhammed Serdar DELİCE'nin eşiyim. Ankara'dan döner dönmez içimdekileri sizinle paylaşmak istedim. Platformdaki arkadaşlarım sevincime, üzüntüme ortak olur diye yazıyorum.27 Kasımdan bu yana ilk defa açık görüşümüz oldu. GATA'da herhangi bi aramadan ya da kimlik kontrolunden geçmeden, bi yer imzalamadan eşimle görüştüm. Ne konuştuğumu hatırlamıyorum yarım saatlik olan görüşümüzü uzaktan geldiğim için bir saat yaptılar. Tek hatırladığım gözyaşlarımı silen eşimin elleri ve gözyaşlarını sildiğim eşim. Gittim sarılıp ağladık ve ayrıldık. Zaman kavramı bugün zihnimi çok yanılttı, bir saat olmuş fakat beş dakikayı geçmediğine öyle eminimki. Hiç birşey konuşmadık ve hiçbirşey hatırlayamıyorum. Sarılıp öylece ağlaştık. Yol boyunca düşündüm niye diye. Hiç bir sebep bulamadım. Kırmızı ışıkta bile geçmeyen eşimi benden , çocuklarımdan ayrı tutan devleti nasıl sevebilirimki diye düşündüm. Bi cevap bulamadım. Eşim bir insanın canına kıysaydı katil diye onu elimle cezaevine gönderirdim, insanların paralarını gasp etseydi hırsız diye ihbar ederdim. Fakat bizden ayrı kalacak ne yaptı???
Eşimi 318'den de yargılıyorlar. Tamam o insanları askerlikten soğuttu diye yargılanıyor, ki böyle bişey kesinlikle yok. Onu soğutanlar , beni soğutanlar neden yargılanmıyor. Eşim her asker gibi kınalar yakılarak , dualar edilerek gitti askere. Peki ne oldu da vazgeçti orda?
27 Kasımdan bu yana açık görüş isteğimi savcıya ısrarla iletmeme rağmen izin vermedi. Eşim Kasımpaşa'ya geldiği günün öncesi gün açık görüş varmış ve onu Malatya'ya gönderdiklerinin ertesi günü. Evet bugün yasağı deldim devlete karşı bi suçsa eşime sarılıp ağlamam, elini tutuşum suçsa bugün suç işledim sonunda. Bana 5dk izin yazmayan savcılara sesleniyorum yasağı deldim.
Bana bugün arkadaşlık eden İHOP'tan Ezgi'ye teşekkür ediyorum.
Saygılarımla... DİLEK TAŞ DELİCE

ikkarus   27 Ocak 2012 09:58  

Sayın basın mensupları,
Değerli dostlar
Halkımız,

4 NİSAN 2012 ‘DE ANKARA’DA!

EVREN’LE, ŞAHİNKAYA İLE BAŞLAYALIM!

ONLARLA BİTİRMEYELİM!

BÜTÜN DARBECİLERİ VE SUÇ ORTAKLARINI YARGILAYALIM!

Yıl 2012… 12 Eylül darbesinin üzerinden 32 yıl geçmesine rağmen “dokunulmaz” Cunta şeflerinin bir kısım suçlarıyla ilgili iddianame düzenlenmesi, yargılama safhasına gelinmesi önemlidir, küçümsenemez.

12 Eylül demek sadece Kenan Evren mi, Tahsin Şahinkaya mı demek ?.. İddianame’de geçen 1 Mayıs 1977, Maraş ve Çorum katliamları ele alındığında bile, geniş ve kapsamlı bir şebekenin suç ortaklığı aşikar değil mi?

12 Eylül Cuntası , “açık askeri faşizm”in en sert, en kanlı yöntemlerle uygulandığı 1980-83 döneminin tüm siyasi, askeri, mülki, yargı, polisiye görevlilerini her türlü icraatlarından dolayı yargıdan muaf tutan Geçici 15. maddeyi anayasaya koyarak koruma altına almıştı.

12 Eylül darbesi "Demokrasiyi kurma ve koruma " adına yapılmıştı. Eğer, demokrasi gerçekten ‘kurulacak ve korunacaksa’ hiçbir kuruma ve kişiye "kuralları çiğneme" ve "suç işleme" özgürlüğü tanınanamaz. Halbuki 12 Eylül rejimi Geçici 15 Madde ile topluma ve insanlığa karşı suç işleyenleri koruyan bir politik sistem kurmuştu.

Bir tarafta yurttaşlara ve insanlığa karşı işlenmiş sayısız suç, öte tarafta “sürekli cezasızlık” durumu. Bu garabet toplum tarafından adeta kabullenilmişti!

Sayın basın mensupları,
Değerli dostlar,

Anayasa’nın Geçici 15 Maddesi “sürekli cezasızlık durumu” yaratarak 30 yıl boyunca kimleri korumuş ve adaletten kaçırmışsa, onların tümü soruşturulmalı, haklarında dava açılmalı ve “şüpheliler” ayrımsız yargı önüne çıkarılmalıdır.

Evren, ve Şahinkaya yetmez! 12 Eylül başbakanı Bülent Ulusu ve 12 Eylül Hükümeti üyeleri de yargılanmalıdır!

Evren, ve Şahinkaya yetmez! 12 Eylül’ün Danışma Meclisi üyeleri de yargılanmalıdır!

Evren ve Şahinkaya yetmez! Sıkıyönetim komutanları yargılanmalıdır!

Evren ve Şahinkaya yetmez! Sıkıyönetim cezaevi müdürleri, cezaevi istihbarat subayları, cezaevi işkencecileri, işkenceye katılan doktorlar da yargılanmalıdır!

Evren ve Şahinkaya yetmez! İşkenceci emniyet müdürleri, polisler, MİT sorumluları da yargılanmalıdır!

Evren, ve Şahinkaya yetmez! “Şimdiye kadar işçiler güldü, şimdi gülme sırası bizde” diyen TİSK başkanı Halit Narin, darbeye stratejik akıllar veren Vehbi Koç ve de TÜSİAD’da yargılanmalıdır!

Evren, Şahinkaya yetmez! 1 mayıs 1977, Maraş ve Çorum katliamlarında bilinen rolü yanı sıra, Pasifik ötesinden darbeyi yönlendiren, darbeyi ‘kendi çocuklarının yaptığını’ duyunca rahatlayan ABD’nin başını çektiği emperyalist odakları da yargılanmalıdır!

Sayın basın mensupları,
Değerli dostlar,

AKP’nin Ergenekon operasyonlarıyla önemli adımlar attığı, sayıca hafife alınmayacak bir asker grubunu içeri atması ve yargılıyor olması demokratik değişime emsal gösteriliyor.

Darbe yapmayı tasarlayan askerlerin yargılanması maalesef demokrasi getirmedi. Kimi asker/sivil bürokratların yargılanması başka bir şey, süren 12 Eylül rejiminin demokrasi yönünde değiştirilmesi ise başka bir şeydir. 12 Eylül rejimi, yargılamalar, tasfiyeler, Kürt operasyonları ve kıyımları eşliğinde, temel kurumlarıyla el değiştirdi.
Devrimci alt üst oluşlar dışında , tarihin bu evresinde, darbesiz Türkiye, darbesiz toplum,darbesiz siyaset için olanaklar çok sınırlı.

Kanlı geçmişimize sünger çekerek, hak ihlallerini ve kıyıcılıkları yok sayarak sağlıklı bir gelecek kuramayacağımızı bilmeliyiz.

Geçmişle yüzleşerek/hesaplaşarak, geçmişin yaralarını sağaltarak, ancak aydınlık bir geleceğin önünü açabiliriz. Darbecilerin ve suç ortaklarının yargılanmasında asla ayrım yapılmamalı. Sadece darbe yapanlar değil, darbeyi somut hayatta ete kemiğe büründürenlerde yargılanmalı, demokratikleşme buna eşlik etmelidir.

12 Eylül darbe anayasasını ve yasalarını kaldırmak; eşitlikçi, Özgürlükçü, demokratik, temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alındığı bir anayasa yapmak bu sayede mümkün olabilir.

Sayın basın mensupları,
Değerli dostlar,

4 Nisan 2012’de Ankara’da başlayacak olan 12 Eylül davası son derece önemli ve kapsamlı bir davadır. Beklentimiz, böylesine önemli bir davanın basit bir iktidar oyununa dönüştürülmemesi, ortak acılarımızla oynamamasıdır. Çünkü mesele bir başına şu veya bu şahsiyetin yargılanması değildir, bir dönemle, bir tarihle yüzleşme/hesaplaşma, bir daha aynı şeylerin yaşanmaması ve özgürlükçü, demokratik Türkiye’nin kurulması koşullarının hazırlanmasıdır. Bu bakımdan bu dava hepimizin meselesidir.

Elbette 78’liler bu davaya müdahil olacaklar, elbette 78’liler halkı bu davaya müdahil olmaya çağıracaklar ve elbette darbe suçlularının bütün kapsamıyla açığa çıkması ve yargılanması hattını geliştirecekledir!
-78lilergirisimi@gmail.com

ikkarus   26 Ocak 2012 12:34  

''...bana bir türkü öğretsen / ayın aydınlığında söylesem / gecenin karanlığında söylesem / yağmur yağınca söylesem / toprak uyanınca söylesem / bana bir türkü öğretsen / beraber olunca söylesem / ayrı kalınca söylesem / seni unutunca söylesem / bana bir türkü öğretsen / geldiğim yerlere er geç dönebilsem / sevebilsem her şeyi yeniden sensiz / sensiz vazgeçebilsem / gece demesem gündüz demesem kimseleri dinlemesem / hem yürüsem hem söylesem hem söylesem hem yürüsem...'' -arif damar-

ikkarus   26 Ocak 2012 10:53  

dünyanın durduğu anlardan.../

ikkarus   26 Ocak 2012 10:46  

nurrsema   23 Ocak 2012 22:53  

teşekkür ederim nurrsema, çok güzel parçadır bu:)

ikkarus   24 Ocak 2012 10:10  

müzik kutusu

empeüçlerim


 
tuttum işlemi gizlidir. karşı tarafın haberi olmaz. tuttuğunuz kişileri bir arada görebilir, yaptıklarını takip edebilirsiniz.

pilli projeleri: pilli.com: kollektif bağımsız içerik | sosyomat.com: arkadaşını etiketle | put.io: online cloud storage